Kitabul Mecmu, Nusayri Adıyla Bilinen Alevilerin Kitabı Olarak Tanıtılır


Kitabul Mecmu, Nusayri Adıyla Bilinen Alevilerin Kitabı Olarak Tanıtılır. Aslında tüm Alevilerin kitabıdır. Yol bir sürek bin bir. h-alibaba
Kitabın Tercümesi: Prof. Dr. Ahmet Turan
KİTÂBU’L- MECMU’U
Birinci Sure: İsmi “Başlangıç.
Boynuzu olmayan hayvanın işini üzerine alana ne mutlu! Birisi benden açıklamamı istedi. Ben de Ali b. Ebî Tâlib, Emîru’n – Nahl’ın manevî yüceliğinin sevgisinde ilk cevabıma başlamak istiyorum. O’nun künyesi Haydar b. Ebî Türab’dır. O’ndan yardım istiyorum. O’ndan isteğimi yerine getirmesini istiyorum, O’nu anmakla başarıya ulaşırım. Kurtuluş 0‘ndadır. O’na sığınıyorum. O’nda yüceldim. Yardımı O’ndan istiyorum. O’nda neşet ettim. O, gerçeğin ispatı, dinin selâmetidir.
Seyyit Ebu Şuayb Muhammet b. Nusayr Sâmirî Yahya b. Maîn’e: Ey Yahya! Hayatla birlikte sana bir hastalık geldiğinde veya ölümle birlikte bir felakete uğradığında; aşırı taassup için olan bu beşeri gömleklerden sıyrılarak, nurani ışıklar yaparak, temiz, temizlenmiş, yüce, bembeyaz koku ile, saf ve tertemiz kılan bu ulvi bir davetle çağır.
Buna nurani heykelleri tabii kıl ve ey delâleti ile yol gösteren, kudreti ile zâhir, hikmeti ile bâtın, kendisi ile varlığı gerekli, sıfatları ile, ismi ile konuşan! Ey O, ey herşeyi olan, evveli ve sonu olmayan ezelî! Sebeblerin sebebi, gâyelerin gâyesi, sonların sonu! Ey gizli sırları bilen, ey hâzır, ey mevcûd, ey zâhir ve ey maksûd olan, ey gizlenmeksizin gizli olan, ey nurundan nuruna parlayan ve nuru kendinde sönen! O nur senden başladı, sana dönüyor. Ey her nuru ortaya çıkaran, meydana çıkan! Her nura “isim”, her isme mekân, her mekâna makam, her makama “bâb” kılan! O, O’ndan O’na yönelen “bâb” ’ı irşâd ediyor. Ve yine O’nda O’na giden “bâb” ‘a giriyor. Sen ey Emîru’n- Nahl, ey kendine yönelene yol gösteren Ali b. Ebî Tâlib! Her şey sensin, hü, yâ, hû, yâ hû! Ey her şeyi kendisinden başka kimsenin bilmediği! “Sîn” ile ilgili meseleleri “selekûn, sulûken, selikûn, sâlikûn, selikin” bunlarla ilgili sorunların sordukları şeyi senden istiyorum.
Mürşitlerin mürşidi, dinin ve akidelerin süsü Ali ile, kalplerimize ve inanan kardeşlerimizin kalplerine iyilik, takva, doğruluk, ilim ve din üzere yumaşaklık ver. Senin temiz huzurunu, göz kamaştıran kudretini, herkesi kaplayan rahmetini hatırladık. Gerekli olan farz ve yerine getirilmesi gerekli olan hak vardır. Bunlar Sırlar, öğütler, azamet, öğünmek, üstünlük ve galip gelmektir. O’nun parlaklığı sende doğdu. Ve O, hidâyetin tacı, kuvvetli din ve dosdoğru yoldur. Din O’nun zâhirini ve bâtınını tanıdıysa başarıya ulaştı ve kurtuluşa erdi. Efendimiz Selmân, Onunla ilgili haberleri birbiri ardına ekleyerek O’nu bize tanıttı. O’na gidecek yolu bize gösterdi. Ve bizi o yola sevketti. O, bizim şeyhimiz, efendimiz, başlarımızın tacı, dinimizin esası, gözlerimizin aydınlığıdır. Ali, es- Seyyid Ebu Abdillah el – Hüseyin b. Hamdâni’l- Hasîbî’nin ruhunu takdis etti. Çünkü O’nun makamı safa makamı, mahalli sıdk ve vefa mahallidir. Allah’ın ismi ile, Allah ile, Allah’ın İlmîni bilen es-Seyid Ebu Abdullah’ın sırrı ile başlarım. O’nun şöhretinin sırrı sâlih olmasıdır, O’nun sırrı Allah’ın O’nun başarılı kılmasıdır.
İkinci Sure: İsmi “İbni el- Velî’yi yüceltme.
Hissin duyduğu, şahsın görünmediği, rüyasında uyuyanın gördüğü şeyin en güzeli ile başlarım. O, şöyle söyleyerek: seslenir. Buyur, buyur, ey Emîrü’n – Nahl ! Ey Ali b. Ebî Tâlib! Ey her arzu edenin sevip dilediği! Ey ulûhiyeti ile ezeli olan! Ey bütün yaratılmışların aslı! Sen bizim gizli ilâhımız, açıkça imamımızsın.
Ey gizlenen şeylerde açığa çıkan, açığa çıkan şeylerde gizlenen, içinde gizlendiği şeyle açığa çıkan, açığa çıkanla içinde gizlenen, zatıyla zâhir olan, yüce olmakla yükselen, Muhammet’e ait olması ile gizlenen, nefsine, nefsinden nefsine çağıran sen ey Emiru’n Nahl! Ey Ali! Senin nurun aydınlattı. Senin güneşin doğdu. Senin aydınlığın yayıldı. Senin yüceliğin büyüdü. Senin şanın yüceldi. Senin bizim ve bütün inanan kardeşlerimiz için alçalttığın kimselerin şerrinden beni emin kılman sebebiyle ve akdi bozan, kaldıran, değiştiren, kirleten, yere batıran, işe yaramaz hale getiren, atıntı durumuna düşürenin şerrinden sana sığınırım. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.
Veli b. Veli, Ebu’l – Hüseyin Muhammet ibni Ali’nin sırrı ile. O bize açıkça gönderildi. Kim O’nu selam ile anarsa onun sırrı ile Allah ona yardım eder.
Üçüncü Sure: İsmi “Ebu Saîd’i yüceltmek tir.
Ey mülkün sahibi! Ey Emîru’n- Nahl! Ey Ali! Ey çok bağışlayan! Ey ezelî! Ey tövbeleri kabul eden! Ey “bâbı sevkeden, senden istiyorum. Beş seçilmiş ile, altı vahiy  ile, yedi parlak yıldız ile, sekiz kürsü taşıyıcısı ile, dokuz Muhammedîler ile, on saf horozlarla, Bâb’ın onbir dönmesi ile, oniki imâm ile, sendeki onların imanı ile senden istiyorum.
Ey bütün gayenin sahibi! Onların senin yanındaki hakları ile. Ey Emîru’n – Nahl! Ey yüce devletin sahibi! Ey sen, bir olan! Senin ismin birdir ve sen birliğin başısın. Ey O’nun zâtının yedi keskin kılıcında zâhir olan! Kalplerimizi ve azalarımızı O’nun engin bilgisi üzerine sabit kıl. O’nun bu büyük unutulmuşluğundan bizleri koru. O‘nun semasının yıldızları arasında, O’nun nurunun gömleklerini bize giydir.
Yüce Şeyhimiz! En yüce, en büyük! Gençliğinde Allah’tan korkan efendimizi anarız. Abu Saîd el – Meymun İbni Kâsım et- Taberânî Allah’ın bilgisini bilen, umumi yardıma mazhar olandır. O, gücü ile aldığı hakkından mahrum edildi. Ebu Dehîbe ve Ebu Dehîbe’nin âlî onu izledi. Allah lânet etsin. Ebu Saîd’in ailesine gelince, Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun. Ebu Saîd eş- Şabb et-Takî el- Hurr el- Meymun İbn Kâsım et- Taberrân’in sırrı ile… O’nun sırrı Allah’ın O’na inayetidir.
Dördüncü Sure: İsmi” Kaynağı nereden geldiği, Nisbeti .
Başarımı Allah ile güzel ettin, yolumu Allah için iyi bildin. İşitme duyumu, dinleme özelliğimi, Şeyhim, efendim ve mürşidimden daha güzel yaptın. Allah “ayn, mîm, sîn” bilgisi ile O’nu nimetlendirdiği gibi beni de nimetlendirir. O (ayn, mîm, sîn), kendisine ibadet olunan önden ve alnının iki tarafından dazlak olan “Ali b. Ebî Tâlib’den başka ilâh olmadığına şehadet ederim. Övülmüş Seyyid Muhammet’ten başka perde (hicâp) yoktur. Kendisine yönelinen es- Seyyîd Selmân el- Fârisî’den başka kapı (bâb) yoktur. Ben bunu yüce zâtin hakikat bilgisi ile kulluk köleliğinden boynumu azat eden, bolluğun, verimliliğin kaynağına beni çıkaran, kurtuluş yoluna beni sevkeden, itimadım, gayem, efendim ve şeyhimden dinledim. Faziletli efendi, yüce bir dağ, amcam şeyhim, efendim, başımın tacı, hakiki babam, Ahmet, bu büyük sırrı; şu şu senede, şu şu ayda, şu günde O’ndan bana iletti.
Ahmet, İbrahim’den; İbrahim, Kasım’dan; Kasım, Ali’den; Ali, Ahmet’ten; Ahmet, Hıdır’dan; Hıdır, Selmân’dan; Selmân, Subuh’tan;
Subuh, Yusuf’tan; Yusuf, Cebrail’den; Cebrail, Mualla’dan; Mualla, Yâsîn’den; Yâsîn, İsâ’dan; İsâ, Muhammet’ten; Muhammet, Hüdâ Muhammet’ten; Hüdâ Muhammet, Rıza Ahmet’ten; Rıza Ahmet, Safendî’den; Safendî, Belazûrî Efendi’den; Belazûrî Esed, Hasan er- Reşikî’den; Hasan er – Reşikî, Muhammet’ten; Muhammet, Merhef Mısır’dan; Merhef Mısır, Akdî Cebrâil’den; Akdî Cebrail, Abdullah el- Cualiy’den; Abdullah el – Cualiy, Ismâil el- Luffaf’dan; İsmail el- Luffaf, Cafer el- Verrek’tan; Cafer el- Verrak, Ahmet et- Tarraz’dan; Ahmet et- Tarraz, Ebu’l – Hüseyin Muhammet İbn Ali el- Celî’den; Ebul – Hüseyin Muhammet İbn Ali el- Celî, es- Seyyîd Ebu Abdullah el- Hüseyin İbn Hamdân el- Hasîbî’den; es-  Seyyid Ebu Abdillah el- Hüseyin İbn Hamdân el- Hasîbî, İran diyarındaki zâhid, âbidlerden olan efendisi ve şeyhi Ebu Muhammet Abdillah ibn Muhammet el – Cennân el – Cunbulân’dan; Abdullah el- Cennân el- Cunbulân, Muhammet b. Cündebden; Muhammet b. Cündeb, es – Seyyid Ebî Suayyib Muhammed b. Nusayr el- Abdî el- Berî en- Numeyrî’den, ki o son kişi Hasan el- Askerî’nin bâb’ıdır.
Selâm O’na, iteat O’nadır. Dini ve nesebi düzenleyen Muhammet b. Nusayr ile efendimiz Hasan el- Askerî, dinin ve şânı yüce kardeşlerimizin sırrı ile sapıkların ve zâlimlerin söylediği sözlerden yüce ve büyüktürler. Onların her yerde ve herkesten şanı yücedir. Onların ve onların hepsine Allah’ın inayetinin sırrı ile şehadet ederim ki, Hasan el- Askerî evveldir, âhirdir, bâtındır, zâhîrdir. O, her şeye kâdirdir.
Beşinci Sure: İsmi “Gâlibiyyet”.
“Allah’ın yardımı ve fethi geldiği ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman, Rabbini överek tesbih et, O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir”. Şehadet ederim ki, Mevlâm Emiru’n-Nahl Ali, zatının nurundan es- Seyyid Muhammed’i yarattı. İsmini, nefsini, arşını, kürsüsünü, sıfatını O isimlendirdi. Hakikatte birleşmediği halde ondan hiç ayrılmaz, bir şekilde birleşti. Ayrılıp uzaklaşması gerektiğinde O’ndan hiç ayrılmadı. Nuru ile O’nunla birleşti. Gerçeği müşahede ile O’ndan ayrıldı. Muhammet Ali’den hissin ruhtan gelmesi, güneş ışınlarının güneşten geldiği, suyun gürültüsünün sudan geldiği, birleşik durumun ayrıldığı, şimşekten şimşeğin çıktığı, bakanın nazar değmesi, sükûnun harekete geçmesi gibi çıkmıştır. Eğer Ali b. Ebî Tâlib zâhir olmayı dilerse O’nun nurunun güvenliği O’nda ğaib olur. Şehadet ederim ki seyyid Muhammet O’nun nurunun nurundan Seyyid Selmân’ı yarattı. O’nu “bâb” ’ı kıldı. Kitabını O’na verdi. O, Salsal ve Sal- sabîl’dir. O, Câbîr ve Cebrâildir. O, Hûda’dır ve yakındır. O, Alemlerin Rabbı’nın hakikatidir. Yine şehâdet ederim ki, es- Seyyid Selmân beş şerefli yetimi yarattı. Onların birincisi en büyük yetimdir. Ay gezeğenidir. Kokusu yayılan misktir. Siyah yakuttur. Yeşil zümrüttür. Bunlar: el- Mıkdât b. el- Esved el-Kindi, Ebu Zerri’l – Gifârî, Abdullah b. Revâha el- Ensârî, Osman b. Maz’ûn en- Necâşî ve Kanber b. Kâdân ed- Devsî’dirler. Bunlar, celâl ve tazim sahibi müminlerin emrini zikretmek için onun kuludurlar. Bu âlemi; güneşin doğuşundan batışına, güneyinden kuzeyine, karasına, denizine, ovasına, göğü taşıyan dağına, yeryüzünü Cabalka’dan Cabarsaya, el- Ahkâf rasathanelerine, Kaf dağı’na, deveran eden gökkubbenin kuşatmış olduğu her şeye varıncaya kadar, müminlerin toplandığı yer olan es- Seyyid Muhammet es- Samîri’nin şehrine varıncaya kadar her şeyi onlar yarattı. Orada es- Seyyid Ebu Abdullah el Hasîbî’nîn görüşü üzerine ittifak ettiler. Bu konuda şüphe etmediler. Ortak da koşmadılar. Alî b. Ebî Tâlib’in sırında açığa çıkmazlar. O’na ait olan haya perdesini yırtmazlar. O’nun huzuruna ancak bir “bâb“tan girebilirler. İnananları, emin kılınanları, huzur içinde bulunanları, doğruları, düşmanlarına ve düşmanlarımıza karşı yardımcılar kıl. Ve yine inananları huzur içinde, onları fakirlere ihsanda bulunanları müminler cümlesinden kıl ve düşmanlarımıza ve düşmanlarına karşı yardımcılar kıl.
Sağ eli ile (gücü kuvveti ile) fetheden, fethi fetheden kimsenin fethinin sırrı ile… Efendimiz Muhammet, Fâtır, Hasan, Hüseyin, gizli sırrı olan Muhsin, ağzı dualı insanların ve ariflerin sayısının sırrı ile… Selâm onları ananların üzerine, Allah’ın rahmeti onların hepsinin üzerine olsun.
Altıncı Sure: İsmi “Secde etme, Sücûd”.
Allah’u Ekber, Allah’u Ekber, Allah’u Ekber. Secde; ibadet olunan, alnının iki yanı dazlak yüce rab içindir. Ey Efendim, ey Muhammet, ey Fâtır, ey kâhır, ey büyük mananın nuru ve yüce “hicâp”, seninle yardım istiyorum. Bu dünya yurdunda beni koru, seni vekil tutuyorum. Beni ateşin azabından koru, Allah yerin ve göklerin nurudur. O, yücedir, büyüktür. O’na yöneliyor ve işaret ediyoruz. Üstün ve yüce “bab” için O’na yöneldim. İsmi için secde ettim. “Mana” için ibadet ve secde ettim. Fâni yüzüm; diri, daim ve ebedî olan Ali’nin yüzü için ibadet ve secde ettim. Fâni yüzüm; diri, daim ve ebedî olan Ali’nin yüzü için, secde etti, ey Alî, ey büyük! Ey Ali, ey büyük! Ey Ali, ey büyük! Ey Ali, ey en büyük! Ey bütün büyüklerden daha büyük! Ey kuşluk vaktinin güneşini yaratan! Işık saçan ayı yaratan! Ey Ali, üstünlük sana aittir. Ey Ali birlik sana aittir. Ey Ali mülk senindir. Ey Ali büyüklük sana aittir. Ey Ali, işaret sana aittir. Ey Ali, iteat sana aittir. Ey Ali, sen şefeat edensin. Ey Ali, yaratma gücü sana aittir. Ey Ali, sen her şeye kâdirsin. Ey Ali, sen “Bakara Suresi”sin. Eman senden ya Ali! Razı olduktan sonra azabından ve gazabından sana sığınırım. Mucize gösteren ve aciz bırakanla sana iman ettim. Ey Emîru’n- Nahl, acizlikten sen yücesin. Kalpten inanıyorum ki sen gizli ve görünensin. Dıs görünüş bakımından sen imâm, bâtınî olarak tanrısın.
Ey O, ey O! Ey seni üstün kılma, anma ve bir olarak kabul etme hususlarında dilediğini üstün kılan! Ey O, ey O! Ey senin büyüklüğünü itiraf etmeyen, inkâr eden, aşağılayan kimseleri zelil kılan! Ey hâzır, ey varolan! Ey ulaşılamıyan gâib! Ey Emîru’n Nahl, ey Ali, ey büyük!
Yedinci Sure: İsmi “Selâm.
Secde ettim, selam verdim, süzümü (yüzümü olmalıdır h-alibaba) yer ve göklerin yaratıcısına hanif ve müslüman olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Kadîm olan manadan selamın başlangıcı ismi azîm üzerinedir. İsmi azîm bâb’ı kerîm’e selam verdi. Selam bâb’ların üzerine olsun. Selâm eytâm’ın (yetimlerin) üzerine olsun. Selam nakîb’lerin üzerine olsun. Selam necîb’lerin Üzerine olsun. Selam seçilmişlerin üzerine olsun. Selam kurtarıcıların üzerine olsum Selam imtihan edenlerin üzerine olsun. Selam mukarrebîn’in üzerine olsun. Selam kerûbiyyî ‘in üzerine olsun. Selam ruhânîler’in üzerine olsun. Selam pak ve temiz olanların üzerine olsun. Selam ibadet edenlerin üzerine olsun. Selam dinleyenlerin üzerine olsun. Selam ulaşanların üzerine olsun. Selam dinleyenlerin üzerine olsun. Selam ulaşanların üzerine olsun ki onlar mertebe ehli kimselerdir. Bütün safa alemi onları taktis eder. Selam doğru yola tabi olan, hidayete ulaşan, cehaletin sonuçlarından sakınan, yücelerin yücesi olan melike iteat eden ve Muhammet’in yüz yirmi dört bin peygamberin-ki onların ilki bâb, sonuncusu ulaşandır- efendisi olduğunu ikrar edenlerin üzerine olsun. Selam sizlerin üzerine olsun ey Allah’ın salih kulları! Allah sizleri ve bizleri naîm cennetinde gökteki yıldızların arasında bir araya getirsin.
Sekizinci Sure: İsmi “İşaret 
Bütün boyunların kendisi için eğildiği, en zor ve güç işlerin ona kolay geldiği ilah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Kendisini Allah katında büyük bir makamın faziletli ve şerefli kıldığı “Gadirhum” bayramı gününde Hz. Muhammet Mustafa’dan niyet ve işaret belirmiştir. Ben sana işaret, edenlerden bir kulum ey dinler emîri! Ey Ali! Tevhîd, takrîd, tanzîh ve tecrîd ile büyüklük senin içindir. Ey yüce olan, ey ezeli, ey ebedî, ey yaratıcı, ey hakîm! Hz. Muhammet’in haydin Allah yolunda harbe, haydin Allah yolunda cihâda diye söyleyerek beyaz bineğine binmiş ve Mekk’nin kapısından çıkmış olduğu halde sana işaret için senden isterim, ey nurun nuru, ey büyük kayaları yarıp çatlatan! Ey büyük okyanusları sevk ve idare eden, ey işleri evirip çeviren! Müminleri, bekçisi rıdvân olan yüksek cennetlerinde yerleştirmen için bu benim sana işaretimdir. Bu cennetleri isteyen ey başarılı kul! Çok yüceden, turu’l-eymen yönünden mübarek ağaçtan bir nida şöyle der: Ey habibim, ey Muhammet! Her kim bana nisanın ortasındaki perşembe günü Öğleyin veya şabanın yarısının gecesi veya cumasının gecesi veya ramazan ayının son beş gecesi veya kuddas günü veya milad gecesi veya Gadîrhum bayramı günü samimi kalp ve halis niyetle bu dua ile dua ederse onu ümmetim yapar, cennetime sokar. Ona rahmetimin kadehinden içirir ve onu üzülmeyecek ve kendileri için korku olmayacak olan müminlerle beraber kılarım. Aleviyye’nin “ayın”ının, Muhammediyye’nin “mim”inin, Silsiliyye’nin “sin”inin sırrı “A M S” sırrı ile bu işaretimi verdim. Duamızın başlangıcı ile manamıza işaret ederiz ve rahman ve rahîm olan Allah’ın adiyle söyleriz. Duamızın sonunda bizi hidayete ulaştırana şükrederiz ve hakkı söyleriz. Hamd Alemlerin Rabbı olan Allah’adır.
Dokuzuncu Sure: İsmi “el-Aynu’l – Aleviyye, Alevî âyın’ı”.
Apaçık, zâhirî, zâtî Aleviyye’nin “ayın”ının, Hâşimî, melekûtî, nurânî, kurâsı, Muhammediyye’nin “mim”inin, Nusayrî, Nemîrî, Bekrî, bâbî, Selmânî, Cebrâilî, silsilenin “sin”inin sırrı “A M S” sırrı ile başlarım.
Onuncu Sure: İsmi “el- Akd, Akid”
Şehâdet ederim ki allah haktır. O’nun sözü haktır. Örtüsüz gizli olan Ali b. Ebî Tâlib hakkı mübîndir. Şehâdet ederim ki cehennem kâfirlerin varacağı yer, cennet müminlerin varacağı yerdir. Su arşın altından akar, arşın üstünde ise Rabbü’l- Alemîn vardır. Arşın; taşıyıcıları O’na yakın olan sekiz mükerremdir. Benim ve bütün üminlerin (müminlerin olsa gerek h-alibaba) hazırlığı “A M S” akdinin sırrı ile benim gücüm ve kuvvetimdedir.
Onbirinci Sure: İsmi “Halkın Dağ diye isimlendirdiği Şehâdet”.
Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhittir. Melekler ve ilim sahipleri adaletle şahittir ki O’ndan başka tanrı yoktur. O azizdir, hakîm’dir. Allah katında din İslâm’dır. Rabbimiz, senin indirdiğine inandık ve elçiye uyduk, bizi şahitlerle beraber yaz. “A M S” şehadetiyle bana şehâdet et ey büyük “hicâp”! Bana şehâdet et ey kerim olan “bâb”! Bana şehâdet et ey Mikdât el- Yemîn! Bana şehâdet et ey efendim Ebu Zer eş- Şimâl! Bana şehâdet et ey Abdullah! Bana şehâdet et ey Osman! bana şehâdet et ey Kanber b. Kâdan! Bana şehâdet et ey Nakib! Bana şehâdet et ey Necîb! Bana şehâdet et ey Seçilmiş! bana şehâdet et ey kurtarıcı! Bana şehâdet et ey imtihan eden! Ey yaklaşmış olan, ey büyük, ey büyük, ey rûhânî, ey ziyadesiyle pak olan, ey ibadete koşan, ey dinleyen, ey ulaşan! Bana şehadette bulun ey mertebeler ehli ve bütün sefa âlemi! Şehadet ederim ki önden ve yandan saçları dökülmüş (dazlak) olan mâbud Hz. Ali b. Ebî Tâlib’den başka “ilah”, seyyid Muhammet Mahmut’dan başka “hicab”. Hz. Selmân el- Fârisî’den başka “bâb” yoktur. Meleklerin en büyüğü beş eytam (yetimler)dir. Diğer beldelerde inançlarımızı Ortaya koyan şeyhimiz ve efendimiz Hüseyin b. Hamdân el- Hasîbî’nin görüşünden başka görüş yoktur. Beşeriyette zuhureden mer’i suretin külli gaye olduğuna, O’nun nûrânî zuhuruna şehadet ederim. O’ndan başka ilah yoktur. O, Ali b. Ebî Tâlib’tir. O, ihata edilemez, kuşatılamaz, idare edilemez, görülemez”. Ben Nusayri dininden, Cündubî görüşünden, Cünbulânî tarikatından, Hasîbî mezhebinden. Cillî inancından. Meymunî fıkhından olduğuma şehadet ederim”. Şiddetli geri dönüşe, parlayan saldırıya, perdenin kalkacağına, körlüğün açılacağına, saklı olanın açığa çıkacağına, gizli olanın açıklanacağına, Ali b. Ebî Tâlib’in güneşin kaynağından zuhuruna, bütün nefisleri kabzedeceğine yakinen inanırım.
Kitabul Mecmu, Nusayri Adıyla Bilinen Alevilerin Kitabı Olarak Tanıtılır

Vardım Hind eline kumaş getirdim

Şöyle ki altında aslan, elinde zülfıkâr, arkasında melekler, Önünde Seyyid Selmân, su iki ayağının arasından fışkırıyor, Hz, Muhammed nida ediyor ve diyor ki; Bu sizin efendiniz Ali b. Ebî Tâlib’dir, O’nu. tanıyınız. O’nu tesbih ediniz, tazim ediniz, O’nu yüceltiniz. Bu sizin yaratıcınızdır. Rızkınızı verendir. O’nu inkâr etmeyiniz. Ey evlatlarım, O’na şehadet ediniz. Bu benim dinin ve inancımdır ve itimadım O’nadır. Ben O’nun için yaşar, O’nun uğruna ölürüm, Ali b. Ebî Tâlib diridir, Ölmez- Kudret ve kuvvet O’nun elindedir. Kulak göz kalp, bütün bunların hepsi O’ndan sorumludurlar. Bize onlara selam vermek gerekir,

Onikinci Sure: İsmi “İmâmiyye.
Ey parlayan ve aydınlanan yıldızlar, deveran halinde olan gökler! Bana şahitlik ediniz ki apaçık bir şekilde bilinen ve tanınan sûret-i mer’iyye Ali b. Ebî Tâlib’dir, O. ezelidir, birdir, tektir, sameddir. parçalanamaz, bölünemez, taksim edilemez, sayılamaz. O, benim ve sizin ilahınızdır, Sizin ilahınız ve benim ilahımdır. Benim imamın ve sizin İmamınızdır, imamların imamıdır. Karanlıkları aydınlatan, başının dazlaklığı zâhir olan Ebu Türâb, Haydardır. Örtüsüz bir şekilde gizli olan, güneşin kaynağından zuhur eden, bütün nefisleri kapzedendir. O’nun ve heybetinin celâlinin büyüklüğü, ilahı şimşeğin ışığının yüceliği için boyunlar O’na eğilim, zor işler O’na kolay olur, O. gökyüzündeki gizli ilah, aynı zamanda da yeryüzünde imamdır. Bütün imamların imamıdır. Ali b. Ebî Tâlib’in sırrı kadîm-i zamandır. Bütün imamların imamıdır. Ali b. Ebî Tâlib’in sırrı kadîm-i zamandır. Hicâb’ın sırrı Seyyid Muhammet’tir. O’nun bâb’ı hidayet ve iman bab’ı olan Seyyid Selmân’dır. Onları rıza ve selam ile anmak bizim görevimizdir,
Onüçüncü Sure: İsmi “Müsâferet, Yolculuk.
Yerlerde ve göklerde olanların hepsi Allah’ı tesbih eder. O, Aziz ve Hakîm’dir. Biz Allah için olduk ve O’nu tesbih ederiz. Bütün mülk Allah içindir ve Allah’ı tesbih eder, allah’ın ismiyle, O’nunla, Seyyid Ebî Abdillah’ın sırrıyla, şeyhin ve O’nun “ A M S” denizinden içen seçilmiş çocuklarının sırrıyla ki onlar elli bir tanedir, Onlardan 17 tanesi Iraklı, 17 tanesi Şamlı, 17 tanesi de gizlidir.
Onlar Harran şehrinin kapısında durmuş hakla alıyor ve hakla veriyorlar. Kim onların dinine uyar ve onların ibadetleri ile ibadette bulunursa, Allah o kimseyi kendini tanımaya muaffak kılar. Kim de onların dinine uymaz ve onların ibadetleri ile ibadet etmezse Şeyhin ve Seçilmiş evlatlarının sırrıyla Allah’ın lâneti onun üzerine olur. Allah onların hepsini mutlu etsin.
Ondördüncü Sure: İsmi “el- Beytü’l – Mamur, İmar Edilmiş, Bakımlı Ev”
Andolsun Tûr’a, satır satır yazılmış kitaba, yayılmış ince deri üzerine, mamure ve yükseltilmiş tavana, kaynatılmış denize ve Tâlib’in, Akîl’in ve Cafer-i Tayyâr’ın sırrıyla ki onlar kardeştirler. Ali b. Ebî Talib nurun nuru, cevherin cevheridir. Ali b. Ebî Tâlib, erkek ve kızkardeşlerden, baba ve annelerden münezzehtir. Tek ve ebedî olarak mevcuttur. Örtüsü olmayan gizlidir. Evin sırrı; evin tavanı, evin tabanı ve evin dört köşesidir. Ev Muhammet’tir. Evin tavanı Ebî Tâlib’dir. Evin tabanı Fâtıma Binti Esed’dir. Evin dört köşesi Muhammet, Fâtır, Hasan Hüseyin’dir ki O evin ortasındaki kapalı ve gizli olan zâviyenin sırrıdır. Bu zâviye gizli sırrın güzelleştiricisidir. Alevî Hâşimî Şerif ev sahibinin sırrıdır ki O kılıçları kırıp, putları parçalamıştır. Ondan rıza ve selam ile söz etmemiz gerekir.
Onbeşinci Sure: İsmi “el- Hicâbiyye”
Hicâbü’l – Azîm sırrına, Bâbü’l – Kerim sırrına, efendim Mikdât el- Yemîn’in sırrına, efendim Ebî Zer eş- Şimâl’ın sırrına, temiz ve kerîm iki melek olan Hasan ve Hüseyin’in sırrına, iki veli olan Nevfel b. Hârise ve Ebu Berze sırrına, temizlik ve temizlik alemi sırrına, gökyüzündeki her bir yıldızın sırrına, yüce Kudüs ve orada oturanların sırrına andolsun. Onlardan rıza ve selam ile söz etmemiz gerekir.
Onaltıncı Sure: İsmi “en- Nakîbiyye.
Ülkelerde gezip dolaşmışlardı. Ama bir kurtuluş buldular mı? Mina vadisinde akabe gecesinde 70 adamın içerisinden Muhammet’in seçtiği nakîblerin isimlerini zikrederiz. Onların ilki Ebu’l – Haysem Mâlik b. et- Teyhân el- İşhilî, Berâ b. Marûr el- Ensârî, Münzîr b. Levzân b. Kennâs es – Sâidî, Rafi b. Mâlik el- Aclânî, Esed b. Hüseyin el- İşhilî, Abbas b. Ubâde el- Ensârî, Ubâde b. Sâmit en- Nevfelî, Abdullah b. Amr b. Hizâm el- Ensârî, Sâlim b. Umeyr el- Hazrecî, Ubey b. Kâb, Rafî b. Varaka, Bilâl b. Riyah eş- Şenevî, Nakîblerin nakîbi, Necîblerin necîbî seyyidimiz Muhammet b. Sinân ez- Zâhir’dir. Onlardan rıza ve selam ile sözetmemiz gerekir.
About these ads
Bu yazı Alevilik, Karışık Liste içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s